Salı, Ocak 24, 2006

Oldboy... bu muydu?

oldboy-opt

çoğu zaman bir filmi izledikten sonra filmin etkisinden kurtulmayı başaramayan zihin... hayata bakış açısını bir süreliğine değiştirebiliyor bildiğiniz üzere... ve o anın getirdiği "heyecan" dalgası ile üç-beş gün sonra yapmayacağı yorumları yapabiliyor... doğaldır.. işte bu hataya düşmemek için haftasonu izlediğim oldboy hakkında anca şimdi konuşuyorum.

bunca zaman (ortalama 2 yıldır) bu filmin hakkındaki yenilikçi, aşmış ötesi olduğuna dair yorumlar... "21.yüzyılın filmi" gibisinden yorumlar ister istemez beklenti yarattığı için, hayal kırıklığına uğramak adınada gerekli zemin de yaratılmış oluyor. üzülmedim falan ama ben "üst seviyede" bi film izlediğimi de düşünmüyorum açıkcası. çünkü ben bu filmde ne "korelilerin sınır tanımazlığına" dair birşeyler buldum... ne "başımdan aşağı kaynar sular döküldü"... ve bu yüzden hakkında yapılan çoğu yorumun biraz fazla abartıldığını düşünüyorum. sağda solda insanların yorumlarını okursanız görürsünüz. insanların sözlerinde yönetmenin ayakkabılarını yalamak bile mevcut tıpkı Oh Dae-su gibi... büyük ihtimalle insanların ilk defa uzakdoğu filmi izledikleri ve hatta açılışı OldBoy ile yaptıklarını tahmin ediyorum. yani şahsen ben alışık
olduğum bir yapı ile karşılaştım. bu hamleleri zaten çoğu yönetmen uyguluyor yıllarca. uzaklarda aramaya gerek yok oturun şöyle rastgele 5 Takeshi Miike filmi izleyin ve gerçeği kendi gözünüzle görün..

Chan-Wook Park ile ben "intikam üçlemesi" diye tabir edilen bu serinin 1. filmi yani "Bay İntikam İçin Merhamet" ile tanıştım. sonra üç ayrı yönetmen ile çekilen (birisi T. Miike'dir !) "üç sıradışı" üçlemesinin içinde bulunan "KES" bölümünü izledim. OldBoy'u da izledikten sonra... "kes" için yaptığım yorumlarda da tahmin ettiğim şeyi doğrulamış oldum. bu yönetmen "intikam" öğesinin altını çizmekten çok hoşlanıyor. tamam tarz edinmek adına hoş birşey olabilir... fakat bu "intikam" tabanlı filmler ile birilerinden (yoksa izleyiciden mi ?!!) intikam alıyor olmasın? :)) (ne intikammış be sayın Chan-Wook Park)

yönetmenin intikam takıntısını gözardı edersek.. enteresan bir konu var. paralel intikamlar.. intikam alacağım diyipte avlananlar.. avladıktan sonra ise "ben ne yaptım, şimdi ne yapacağım" çıkmazlarına düşen avcılar... (ne intikammış be Woo-jin Lee) sadece bir cümlenin insan hayatının nasıl içine edebileceğini gösteren yanı güzeldi. yine böyle intikam almak isteyen
birisinin aslında ne kadar büyük bir intikamın kurbanı olduğu durumları.. harmanlanmış filmleri sevdiğimden dolayı (bkz: matrix ;) ) filmin çeşitli türleri bünyesinde barındırması dikkat çekiciydi. çizgiromanları.. manga-anime tarzı öğeleri.. kara-mizahı.. noir filmleri falan. bana yine izlemeden önce çok övülen "tek planlı dövüş sahnesi"ni de o kadar fazla tutmasam da ateri oyunlarını andırmasıyla ilginç geldi.. takdir ettiğim canlı ahtapot (vantuslar vardı böyle böyle) yeme sahnesini, okul merdivenlerindeki çok hoş geçiş sahnesini ve asansördeki tetik sahnesini de unutmadan ekleyeyim..

bahsettiğim gibi öyle günlerce unutamayacağım bir film olduğunu düşünmüyorum. şu an üzerimde herhangibir etkisi de yok. çünkü bu filmin eşitlendiği türleri rahatlıkla buluruz. o türlere haksızlık yapılıyorsa.. bu filmin de tam tersi fazla yüceltilmesini doğru bulmadım. çünkü
"zaaf-besleyen" bir özelliği var. intikam çeşitleriyle "Oh Dae-suuuuu" diye bağırtabilir insanı. bir çok aksiyon filmini nasıl keyifle izleyip, açlığımızı gideriyor, de-şarj oluyorsak.. OldBoy'un da yaptığı bu olabilir. daha doğrusu işte yönetmenin çizginin hangi tarafında durduğuna iyice emin
olmanın gerektiğini düşünüyorum. hani insanlar çoğu aksiyon-macera-eğlence filmini "köpük" olarak değerlendirip, yönetmenlerin insanı kandırıp ona geçici mutluluklar sunup sonra cebini parayla doldurduğunu düşünüp o filmlere burun kıvırır ya.. işte bu filmin de aynı kategoriye girme durumu varsa.. bu çifte standartı hiç adil bulmuyorum, sempatik bulmuyorum. işte tam emin olmadıkça.. bu amcanın ayaklarına kapanmayı tercih etmiyorum. ki uzakdoğu sinemasıyla tanıştığımdan beri hergün bunun için 2 rekat namaz kılacak kadar şükreden birisi olarak ben... bir yerlere kapanmam gerekirse wong kar wai, zhang yimou, takeshi miike gibilerden yana tercihimi kullanmayı yeğlerim. :))

yinede "yiğidin hakkını yiğide vermek" gerekirse... puzzle'ın bütün halini görmek daha doğru olacaktır. yükselişe geçen bir uzakdoğu sineması var. ve gün geçtikçe.. filmler izledikçe.. bu rüzgarın gözümde en büyük kolunu "güney-kore" oluşturma başladı.. bu kadar saygı-duyulası bir sinema daha olabilir mi acaba merak ediyorum.. umarım eleştirdiğim noktaların tam olarak
nereler olduğu anlaşılmıştır. zaten bu film iyi-kötü eleştirilecek bile olsa... eleştirilmemesi gereken tek yeri vardır ki o da içindeki "ensest" noktası. hele hele bu noktayı baz alıp tüm güney-koreye hatta daha da genelden tüm uzakdoğuya burun kıvıran.. onlara saygısızlık yapabilecek kadar iğrençleşen "sığ" insanlar var ki.. mümkünse onlarla karşılaşmayalım ve bu
mevzuyu sohbet konusu bile yapmayalım. en gereksiz en saçma hareket bu olacaktır çünkü...

Perşembe, Ocak 05, 2006

Before Sunrise...

beforesunrise1

ethan hawke
ve julie delpy'nin oynadığı... tamamen diyalog ağırlıklı ilginç bir film.

gerçekçi...

bol bol diyalogların olduğu ve o diyalogların size hissettirdikleri dışında başka hiç bir şeyin olmadığı... tabi arka-fondaki viyana'yı saymazsak... filmleri seviyorsanız kesinlikle kaçırmayın...

çünkü diyaloglarının çok etkileyici olduğu, ilişkileri sorgulayan, çok modern bir aşk hikayesi var bu filmde. iki kişiye kulak misafiri olmuş olacaksınız ama çok keyifli...

spoiler olacak ama;

özellikle... arkadaşlarına söyleyecekleri şeyleri... sanki arkadaşlarını arayıp telefonda söyler gibi yaparak parmaklarını ahize olarak kullanıp... birbirlerine rol yapmadan içlerini döktükleri sahne...
ayrıca... dünya nüfusunu baz alıp, ruhları sorguladıkları ve reenkarnasyonu yerin dibine soktukları sahne...
ayrıca plakçıda özel plak dinleme odasında bir türlü göz göze gelmedikleri o sıcak sahne...
çok hoşuma gitti. klişe bitmedi. gerçekçi bitti. sonunda bir çoğunun tahmin ettiği şey olmadı ve oldu bitti :)

kısaca filmi özetlemek gerekirse;

iki kişi filmin tamamı boyunca konuşur
ve
ne onlar
ne de biz
asla sıkılmayız :))