uzakdoğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uzakdoğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ocak 10, 2007

Masum adımlar / Innocent Steps...

Image Hosted by ImageShack.us

orjinal adı da Daenseo-ui sunjeong..

2005 yapımı kore filmi.
* romantik, drama ve komedi..

özellikle dans etmeyi, dans izlemeyi falan sevenlere tavsiye edebilirim. yoksa normal standartlarda bir film. kabaca; bir nedenden dolayı çin'den kore'ye gelen bir kız ile koreli gencin sahte evlilik sonrası, dans merkezli serüvenlerini anlatıyor film.. neşeli, sakin bir film. yine ağlayan çekik gözlü kızlar falan var. :) tabi film "bu çekik gözlüler aşkı çok güzel, masum yaşıyorlar yahu" dedirtiyor...

Çarşamba, Ekim 18, 2006

[filmekimi'nin BOMBASI] Ye Yan / Şölen.. "sinema'da erimek.."




Evet.. sinema'da erimek.. koltuğa yapışmak.. çivilenmek...

bazı filmler vardır böyle. onlara film demek hafif kalır. beyaz perdede birşeyler gelip geçer. bir ışık kaynağı çarpar gözünüze. aslında o bir ateştir. perde ötesinde tüm haşmetiyle yanan bir ateş.. kavurucu bir alev. perdenin ötesinde muazzam bir ateş ve perdenin bu tarafında ise yanmak ve erimek eylemini gerçekleştirmekle mükellef izleyici. ve film boyunca o ateşi tamamen içine çeken ve o sıcaklıkla filmin jeneriğinde deli gibi alkış tutan iki izleyici.. gogobaba ve neo..

evet sevgili gogobaba herşeye rağmen beni kırmadı ve bu filmi izleme deneyimini benimle paylaştı. ve toplamda bakınca aslında ne kadar şanslı olduğumuzu anladı.. yağmur, çamur, akşam, gece demeden gittik.. sinema sıcak, yerimiz kötü, önümüzde kafa, koltuk rahatsız edici falan demeden, aldırmadan filmin içine girdik ve halen oralarda biryerde olduğumuzu düşünüyorum. film çok muhteşem.. aynen bu duyguları hissettirdi ve verisel anlamda bize "artı" değer olarak ağırlık kattı. yani bu filmin kazanımı ile varız şu an. filmden öncesi ve filmden sonrası çok farklı.

filmin adı ŞÖLEN... orjinali YE YAN.. hadi ingilizcesini de söyliyim THE BANQUET. 2006 yapımı Çin filmi.

filmin adı şölen... film zaten toplamda görsel, işitsel, hissel bir şölen. ayrıca bölümleri olarak "şölen içinde şölen" olarak alt kademelere sahip bir şölen..yönetmeni çok ünlü değil. hatta yönetmenimiz; yememiş içmemiş Kungfu Hustle (Gong fu) filminde Crocodile Gang Boss rolünde oynamış bir amca..

filmin adı şölen... orda burda söylemekten dilimde tüy bitti.. filmin kareografı Woo-ping Yuen.. yani "Fearless", "Danny the Dog", "Kung Fu Hustle", "Kill Bill", "Matrix" üçlemesi ve "Kaplan ve Ejderha" gibi filmlerin de koreografisini üstlenen Woo-ping Yuen". bunu öğrendiğimde... türünün "dram" olduğunu okuduğum "şölen" filminde.. olsa olsa dans tarzı sahnelerde etkisini göstermiştir diye düşünmüştüm ama filme girince ağzımın payını aldım. filmin aksiyon yönü de varmış ve oldukça etkileyici, dolu dolu.. ve bu amca etkilerini öyle güzel sergilemiş ki hayranlıkla izledik. bu adam resmen imza atıyor kendi yönünü hissettirdiği sahnelere. aynı anda bir çok film aklınızdan gelip geçiyor sahneler aktıkça. mesela bir kaç yerde kaplan ve ejderha, bir kaç yerde matrix'den kareografiler gördüm, keyiflendim, yerimde duramadım..

filmin adı şölen... bu film benim gözümde 2. bir hero* vakasıdır bundan böyle. kıyaslamayı sevmem normalde.. ki filmlerin hero'yu geçmek gibi bir kaygıları olması gerekmez ben sadece örnekleme adına söylemek istedim. hero klasında bir film. onun tadında. zaten müzikleri bile hero tarzındaydı. tahmin etmiştim ve tahminim doğru çıktı. filmin müziklerini zaten hero'nun, kaplan ve ejderha'nın müziklerini de yapan "Tan Dun" bestelemiş. hemen kulağıma tanıdık gelmişti..

filmin adı "şölen".. kendisi gibi... çok şiirsel mükemmel bir eser. sahneler, mısra mısra akıp geçiyor ekrandan. dramatikliği çok iyiydi. filme hamlet'e uzakdoğu bakışı diyebiliriz rahatça. kostümler, çevre görüntüleri, tasarımlar, silahlar, evler, binalar, saray falan muhteşemdi. bir filmde kusurlu bir taraf olmaz mı yahu. herşey bu kadar mı dört dörtlük olur. çok özenmişler.. tüm sinema soluksuz ve kıpırdamadan izledi filmi. zaten sinemada böyle bir filmi izlemek çok nadir kısmet olur. zor yani çok zor.. o kadar sık film izlerim, o kadar çok farklı türe ait film izlerim ama ne olursa olsun uzakdoğu filmleri kadar içime işleyen, beni etkileyen filmler görmedim. aksiyonu çok yerinde idi. zaten aslında dram ama, konu gereği giren aksiyonlar hiç sırıtmıyor, hero gibi muhteşem bir etki bırakıyordu. ki dövüşçülerin kostümleri falan aşmıştı zaten. bence bu yerinde olmuş. çünkü hamlet-vari bir konuya göre su gibi akan diyalogsal yapısına uygun kostümler gerekirdi. daha aşağısı kurtarmazdı. kraliçesinden, ninja-vari dövüşçülerine, askerlerinden saray içi hizmetkarlarına kadar herşey kusursuzdu, baş döndürücü idi.

filmin adı şölen... oyunculuklar çok yerindeydi. ziyi zhang*** zaten artık büyük adımlarını atmaya başladı. her halinden belli.. hatta o kadar güzel bir rol çıkartığını gördük ki artık karakterinden gereği öyle anlar geldi ve kendisine nefretlerimizi ilettik. tabi bu iyi oyunculuğundan kaynaklanan bir durum. sonuçta o halen en büyük gözdemiz :) filmdeki aşk da çok iyiydi. ağlatan cinsten...

(keşke) vizyona girse (gerçi vizyona bunu da fransızca dublajla falan sokarlar utanmadan...) hemen bir daha gidilesi, dvd'si çıksa hemen alınası, müzik albümü için Tan Dun'un peşine düşüp eli öpülesi, elde edip çevirip çevirip dinlenesi bir film "şölen"... sinemada şiir nasıl olur, yoğun edebiyat nasıl işlenir sorusuna verilecek doğru cevabın şıkkıdır "şölen"...

"karanlığı taramak" diyordum bunu izleyene kadar ama filmekimi'nin incisi "şölen"dir. sonraki şanslı ise "karanlığı taramak"... ikisi bu yıl izlediğim en etkileyici filmlerdendir. tıpkı "vendetta" gibi..






Çarşamba, Ağustos 30, 2006

Uzakdoğu Sineması Severlerini bekliyoruz..

3korean1_small
uzun zamandır böyle birşey vardı kafamda... tam şekillendiremiyordum, nasıl olmalı karar veremiyordum falan.. google'un kullanıcı dostu mail grup anlayışını da deneyimleyince istediğim şeyi harekete geçirme vaktinin geldiğine karar verdim..

grubun sözleşmesi yerine de geçecek olan aşağıdaki yazıyı okursanız USS'nin ne olduğu hakkında fazlasıyla fikir sahibi olacaksınızdır..

http://groups.google.com/group/ussg

Bu anlaşma USS (Uzakdoğu Sineması Severleri Mail Grubu) ile mail-grup üyeleri arasında üyelik başvurusu sırasında yapılmış kabul edilip... gruba üye olanlar, aşağıda yazılanları okuduklarını, onayladıklarını ve kabul ettiklerini garanti ederler.

USS; sinema sanatını seven insanlar arasından. özellikle sinema sanatının güçlü bir yönü olan Uzakdoğu sinemasını seven, benimseyen, ilgilenmekten keyif alan insanların buluşma noktası olmayı hedefleyen... katılımcıların katkı ve emekleriyle de gittikçe gelişmeyi planlayan bir internet platformudur. Kore, Çin ve Japonya başta olmak üzere tüm Uzakdoğu sineması grubun özünü oluşturmaktadır. Katılımcılarının niceliği değil, niteliği ile ilgilenmektedir. Mail-grup ortamının ciddi, düzeyli, saygın bir üsluba sahip olması grubun genel tarzını ifade edeceğinden, grup üyelerinin bu ortamda hareketleri, bu ortamda yapılmak istenenlere saygı göstermeleri USS için çok önemlidir. bu yüzden internet kullanıcılarının, buraya internette dolaştıkları herhangi bir siteye olduğu gibi üye olmamalarını ve özellikle internet ortamında kendini " gereğinden fazla rahat" , "kurallardan uzak " hisseden. "bir girip çıkayım... fazla üyelik göz çıkarmaz... gruptan x kişiyi nasıl olsa tanıyorum... uzakdoğu olsun olmasın yazabileceğim bir sürü şey olabilir" tarzında düşünceler barındırabilen, bu tarz internet kominitelerinde tamamen laçka bazlı olmayı tarz haline getirmiş kullanıcıların bu mail grup içerisinde hedeflenen iletişim anlayışı düzenine alışmakta büyük güçlük çekebileceğinin önemle altını çizmek istiyoruz.

Saygın ve ciddi bir ortamda tamamen Uzakdoğu sineması merkezli yardımlaşmak, haberleşmek, kendi bildiklerini, birikimlerini diğer katılımcılarla paylaşmak isteyen, bu konu hakkında söyleyebilecekleri olan, Uzakdoğu sinemasına ortanın üstünde bir ilgi duyup sevgi besleyen, mail grubuna düzenli katılımda bulunacağı inancını taşıyan konuklarımızı üye olarak aramızda görmek istiyoruz. Bu ortamın devamını ve kalitesini sağlamak için yeni üyelerimizden beklenen bu hassasiyetin anlayışla karşılanacağını umuyoruz.

USS' ye yazılan mesajlardan yazarı sorumludur. Tehdit edici, küfürlü, örf ve adetlere karşı, müstehcen, kaba, nefret dolu ya da çok miktarlarda istenmeyen mesajlar göndermek; din, dil, irk ayrımına yönelik iletiler göndermek; USS yöneticilerini ve üyelerini küçümser davranışlar sergilemek uyarısız sistemden uzaklaştırılma nedenidir. USS ortamına kişisel problemler, anlaşmazlıklar taşınamaz. Üyelerin birbirine karsı kişisel saldırılar yapmalarına izin verilemez. Gereksiz ve grubu sohbet ortamına dönüştürecek mesajlar neden belirtilmeksizin silinecektir. USS yöneticileri kurallara uymayan, gönderildikleri konu ile bağlantısı olmayan mesajları silme hakkına sahiptirler. Kurallara uymayan ya da gönderdikleri mesajlar ile USS düzenine zarar verdikleri düşünülen üyeler yöneticiler tarafından uyarılıp, davranışın tekrarında sistemden belirli bir süre ya da tamamen uzaklaştırılırlar.

Üyelik başvurusunda bulunarak, yukarıda yazılanları okuduğunuz ve kabul ettiğiniz varsayılmaktadır.

Yaşasın Sinema !...
7588339best_asian_movies37588339

Not: Grubun açıldığı haberi değişik ortamlarda sindirilip üye sayısı belli bir sayıya ulaşana kadar mesaj trafiği yapılmayacağından dolayı tüm katılım isteklerinin onaylanması askıda kalacaktır... Bir süre sonra hepsi birden onaylanacaktır..

USS'ye yani Uzakdoğu Sinema Severleri Mail Grubuna üye olmak için bu yazıya tıklayabilirsiniz..

Çarşamba, Temmuz 12, 2006

Yürüyen Şato *Hayao Miyazaki

ilk önce ve belki de sadece söylenmesi gereken şey adamın hayalgücünün derinliği. ayakta alkışlanır cinsten.. konuşan bir ateş parçası ve ölmemek için kendine sağdan soldan odun alıp atması ve odunun üstüne sarılması nasıl bir hayalgücüdür hayran kaldım.. ayrıca bi sahnede yaşlı büyücünün yorgunluk sonrası sandalyeye bir koşuşu varki. oturup "ohhhhhhhh dünya varmış be" edasındaki tavrını izlemek sanki o değilde biz yorulmuşuz da oturup oh çekmişiz gibi geldi. çok inandırıcı ve sinema koltuğuna biraz daha yaslanmanıza neden olacak kadar süperdi..

sonra görüntüleri çok güzel suluboya gibi renkler.. bu görüntülere uygun müzikler ile 2 saat boyunca hiç sıkılmadan, esnemeden doya doya izledim. hele bu zamanda vizyonda bir anime izlemenin şansını yaşamak bambaşka bişey.

aşk ve savaş karşıtlığı merkezli bir konuya sahip bu anime uyuşturucu özelliğine sahip. git gide renklere görüntülere müziklere hayran olarak dinleniyor, sakinleşiyor, bu masalın içinde kayboluyorsunuz.

burada bir soru geliyor hemen aklıma. bu animede anlatılanlar tamamen bir ilizyon mu ? böyle düşününce kızabiliyor insan. 2 saat boyunca bir ilizyonu yaşayıp sonra kaldığın yerden herşeye devam etmesi soğuk geliyor. çünkü ruhsal durumunuz ne olursa olsun bu animeden çıkınca ilaç almış gibi hissediyorsunuz kendinizi. yaşasın iyilik, oleey kötüler kaybedecek, hadi dünyayı tüm pisliklerden kurtaralım, kuşlar, kelebekler, börtü böcekler, sevgi saygı hoşgörü.. diye kalktığınız o koltuktan aslında bunların pek inandırıcı gelmediği bir dünyada yürümeye devam ediyoruz. işte bu noktada "eee nereye kadar bu ilizyon" diyip filme küsebiliriz. bizi kandırdığı için, oyaladığı için ve üzdüğü için...

Perşembe, Mayıs 11, 2006

Uzumaki

izleyen var mı bilmiyorum ama uzakdoğu korkularının... alıştığımız ve sevdiğimiz genel korku filmlerine... sanki bilinçli olarak zıt yapılmışcasına akıcılık yönünden durağan olmaları ilgimi çekiyor. korku filmlerinin konuları ilgimi cezbetmese bile sırf bu yönlerini analiz edebilmek için izlerim. uzumaki'yi de sırf adını sanını duymadığım yönetmen ve oyunculardan oluşmasına rağmen bu amaçla izledim.

açıkcası yok değil.. genel olarak filmin insanı rahatsız eden bir atmosferi var. tabi finale yaklaştıkça birlik oluşmaya başlıyor. oraya gelene kadar çok kopuk. o yüzden belli bir yere gelene kadar sürekli "ee neki şimdi bu" duyguları ile izliyorsunuz. ayrıca senaryonun çok iyi olmaması da eksik yanı sayılabilir.

"spirallerin etkilediği insanların git gide artması" diyebiliriz ana konu için. ama bu "neden oluyor", "nasıl başlıyor" tarzında hiçbir veri transferi yapmıyor film. sadece sırf atmosferinin rahatsız ediciliği için izleyip bitiriyorsunuz.. en azından ben öyle yaptım.

ayrıca D. Lynch tarzını andırıyor film.. onun filmleri gibi bir film de derim hiç çekinmem. ama Uzumaki'nin çizgiromanının çok daha iyi olduğuna eminim. çünkü böylesi çizim besleyen bir konu yani spirallerin çizgiroman sayfalarında epeyce yaratıcı sahneler oluşturacağı ortadadır.

Salı, Nisan 04, 2006

Takeshi...

1-16 nisan arasında sürecek olan 25. istanbul film festivaline böylesi bomba bir film ile başlamak çok süper bir hismiş..
rastlantılar peşimizi bırakmadı ama oysaki onlar bizim peşimizde değil.. üzerimizden atamadığımız umudumuzun peşindeydi.. biz umudumuzun elinden tutup onu bırakmadıkça rastlantılar da geliyor ardından :) takeshi'ye yer kalmadığını 4-5 gün önceden öğrenince korkutmuştuk ama n'oldu :) son ana kadar gişede nöbet tutacağımı söyleyen ben.. ona bile gerek kalmadı. bir arkadaşımın da çabaları ile beraber gişe önünde rastgele bir izleyiciden alıverdik takeshi biletini. şans bu kadar olur doğrusu.. bi de nasıl en ortada yerden çıktı bilet şansıma ona halen şaşıyorum :)) yanımda oturan adamın da film sonrası yaptığımız sohbette "japon dili edebiyatı" mezunu çıkması da ayrı güzellik :) diğer tarafımdaki yaşlı kitano hayranı teyze de her silah sıkıldığında gözlerini "aman tanrım" diye kapatması süperdi :))
neyse filme gelirsek..
filmin tanıtımında "yüzde 500 kitano, başka hiçbirşey" gibi birşey yazıyordu.. bu kadar uyar bir cümle..kitano severlerin zaman kaybetmeden mutlaka izlemesi gereken... kitano'ya aşina olmayanların da farklı, orjinal, ilginç biçimli bir uzakdoğu filmi izlemek için izlemelerinde yarar olan bir film.. kurgu ve sahne, gerçek-düş geçişleri bu kadar mı sağlam olur, bu kadar mı her açılan kapı filmin sonunda tek tek kapatılır ve sonunda tek bir kutu olarak derli toplu kalır.. şaşılası.. izo filmi daha çok dış dünyaya alegorisel olarak yaklaşıyordu ama bu film o derece değil. daha çok yönetmenin kendi iç dünyasına yönelik birşey. aşırı sembolik değil, yormaz, daha çok geçişlerle süprizini yapıyor..
amerikan mizahına alışkın olanların pek gülemediği uzakdoğu mizahı bilinen bir gerçek.. ama bu filmde gerçekten güldüm.. laçka sıradan klişe espriler de değildi. çok doyurucu. kendinizi tutamıyor kahkahalar ile gülebiliyorsunuz.bence takeshi kitano bırakmasın bu işi.. hem oynasın filmlerinde hem de onları yönetsin. çok az yönetmene yakışır çünkü bu olay. bunlardan birisi de işte takeshi kitano'dur.. sarılıp öpesiniz gelen babacan bir insan. bu yönü filmdeki tiplerine de yansıyor..
filmin üzerinden 2gün geçti ama halen büyük bir tatmin olmuşluk hissi ile tebessüm hissediyorum. film kendi temposunu dengelemek için ortalarda biryerde çok güzel bir ayak dansı gösterisi hediye ediyor.. mükemmel bir dans idi..filmin tekrarı son olarak , 5 nisan'da 19:00'da oynayacak.. bence bir düşünün...

Çarşamba, Mart 29, 2006

2046

ben wong kar wai ile geçtiğimiz ay tanıştım chungking express ile. ki bunu ne söyledim ne yazdım :) büyüsünün geçmesinden korktum desem yeridir. Yimou Zhang'dan sonra bir başka süper yönetmen ile tanıştığıma çok seviniyorum. sanırım epey alkışcısı olacağım ben wong kar wai'nin. açıkcası 2046'dan önce hiç yoktan bir nebze olsun tarzını tanıyabilmek için çok iyi oldu chungking express filmini izlediğim. bunun hakkında ayrıca konuşacağım ilerleyen günlerde. kesinlikle övülmesi gereken, kitlelere tanıştırılması gereken bir film chungking express...

2046 film değil adeta şiir... yani wong kar wai film yerine çok güzel bir şiir yazmış olsa gerek. anlatılamayacak filmlerden. rüya gibi, düş gibi. sürreal bir anlatım. süper bir tablo... konusuna hiç girmeden sadece şiirsel görüntüleri ve süper muzikleri için bile izlenebilir bu film. oldukça nostaljik, oldukça melankolik ve oldukça büyülü bir film bu 2046. anlatım harika.. kameranın yerleştiği noktalar.. akan kareler muazzam kısaca.

zaten hafif ilgilenenler hemen farkedicektir muhteşem kadrosunu. hero'dan kırık kılıç yani tony leung aslında ne kadar büyük bir ustaymış onu anladım. hero'da da süperdi ama asıl cevherleri için epey bir film izlemek gerekecek galiba. sonra hanımefendi kadrosu zaten dillere destan. en hüzünlü bakabilen çekikgözlü hatunlar geçidi dersem abartmış olmam. yine hero'dan "AY" yani Ziyi Zhang zaten artık kendini yeterince ispatladı ve 2046'daki oyunculuğunun neden bu kadar çok konuşulduğunu merak edip duruyordum ve tatmin oldum. yine hero'dan "uçan kar" yani maggie cheung ve Gong Li için benim konuşmama gerek bile yok onların gerçek hayranları anlatsın ben susuyorum. :) veee uzakdoğudan çok sevdiğim bir ses... çok özel bir şarkıcı faye wong var bu filmde... zaten ses sanatçısı yönü su götürmez bir gerçek
iken "bunu da mı yapacaktın" dedirtiyor..

konu desen, resmen aslında herkesin gitmek istediği 2046 isimli bir yere bir odaya sahip olduğumuzu hissettiren... orada kalıp çıkmak istemeyeceğimizin... tüm anılarımızla orada ne geçmişte kalmakla ne de geleceğe gitmeyi umursamadan... zamansızlık içince sürekli yaşamayı seçeceğimiz altını çiziyor. tabi buna rağmen... bi gün takside kafamızı yaslayacağımız bir omzun olmayacağı olasılığıyla da korkutarak... kısaca "şudur" denilemeyecek bir netliği olmayan bir konusu var ve zaten en güzel yanı da bu.. ne yalan söyliyim bu uzakdoğulular bu aşk-meşk işlerini çok iyi yansıtıyorlar ekrana... ki çok hoşuma giden "aşk bir zamanlama işidir, er ya da geç dogru insanla karşılaşmak meselesi değildir." gibi bir repliğe de imza atıyor. bu nasıl piskopat bir cümledir böyle ya... filmdeki gibi bir tren bulmak lazım. ona atlayıp uzakdoğuya gitmeli ve aşık olup tony leung gibi melankolik bir tavır sergilemeliyiz... hatta trene-binip-uzakdoğuya-gidip-aşık-olma-zirvesi bile düzenleyebiliriz... var mı gelen ? :))) zirvenin slogan resmi de bu olmalı kesinlikle :)

bir kaç link buldum tadından yenmiyor resim olarak:

2046 - Ziyi Zhang
http://blog.felisberto.net/images/2046-004.jpg
http://www.mongrelmedia.com/press/2046/3.jpg
http://www.helloziyi.us/Galleries/2046-005.jpg
http://fraser.typepad.com/a_girl_a_gun/images/2046_xl_01.jpg

2046 - faye
http://www.mongrelmedia.com/press/2046/8.jpg

2046 - tony leung
http://blogs.indiewire.com/eug/archives/images/2046.jpg

2046 - Gong Li
http://us.movies1.yimg.com/movies.yahoo.com/images/hv/photo/movie_pix/sony_pictures_classics/2046/gong_li/2046_1.jpg

Salı, Ocak 24, 2006

Oldboy... bu muydu?

oldboy-opt

çoğu zaman bir filmi izledikten sonra filmin etkisinden kurtulmayı başaramayan zihin... hayata bakış açısını bir süreliğine değiştirebiliyor bildiğiniz üzere... ve o anın getirdiği "heyecan" dalgası ile üç-beş gün sonra yapmayacağı yorumları yapabiliyor... doğaldır.. işte bu hataya düşmemek için haftasonu izlediğim oldboy hakkında anca şimdi konuşuyorum.

bunca zaman (ortalama 2 yıldır) bu filmin hakkındaki yenilikçi, aşmış ötesi olduğuna dair yorumlar... "21.yüzyılın filmi" gibisinden yorumlar ister istemez beklenti yarattığı için, hayal kırıklığına uğramak adınada gerekli zemin de yaratılmış oluyor. üzülmedim falan ama ben "üst seviyede" bi film izlediğimi de düşünmüyorum açıkcası. çünkü ben bu filmde ne "korelilerin sınır tanımazlığına" dair birşeyler buldum... ne "başımdan aşağı kaynar sular döküldü"... ve bu yüzden hakkında yapılan çoğu yorumun biraz fazla abartıldığını düşünüyorum. sağda solda insanların yorumlarını okursanız görürsünüz. insanların sözlerinde yönetmenin ayakkabılarını yalamak bile mevcut tıpkı Oh Dae-su gibi... büyük ihtimalle insanların ilk defa uzakdoğu filmi izledikleri ve hatta açılışı OldBoy ile yaptıklarını tahmin ediyorum. yani şahsen ben alışık
olduğum bir yapı ile karşılaştım. bu hamleleri zaten çoğu yönetmen uyguluyor yıllarca. uzaklarda aramaya gerek yok oturun şöyle rastgele 5 Takeshi Miike filmi izleyin ve gerçeği kendi gözünüzle görün..

Chan-Wook Park ile ben "intikam üçlemesi" diye tabir edilen bu serinin 1. filmi yani "Bay İntikam İçin Merhamet" ile tanıştım. sonra üç ayrı yönetmen ile çekilen (birisi T. Miike'dir !) "üç sıradışı" üçlemesinin içinde bulunan "KES" bölümünü izledim. OldBoy'u da izledikten sonra... "kes" için yaptığım yorumlarda da tahmin ettiğim şeyi doğrulamış oldum. bu yönetmen "intikam" öğesinin altını çizmekten çok hoşlanıyor. tamam tarz edinmek adına hoş birşey olabilir... fakat bu "intikam" tabanlı filmler ile birilerinden (yoksa izleyiciden mi ?!!) intikam alıyor olmasın? :)) (ne intikammış be sayın Chan-Wook Park)

yönetmenin intikam takıntısını gözardı edersek.. enteresan bir konu var. paralel intikamlar.. intikam alacağım diyipte avlananlar.. avladıktan sonra ise "ben ne yaptım, şimdi ne yapacağım" çıkmazlarına düşen avcılar... (ne intikammış be Woo-jin Lee) sadece bir cümlenin insan hayatının nasıl içine edebileceğini gösteren yanı güzeldi. yine böyle intikam almak isteyen
birisinin aslında ne kadar büyük bir intikamın kurbanı olduğu durumları.. harmanlanmış filmleri sevdiğimden dolayı (bkz: matrix ;) ) filmin çeşitli türleri bünyesinde barındırması dikkat çekiciydi. çizgiromanları.. manga-anime tarzı öğeleri.. kara-mizahı.. noir filmleri falan. bana yine izlemeden önce çok övülen "tek planlı dövüş sahnesi"ni de o kadar fazla tutmasam da ateri oyunlarını andırmasıyla ilginç geldi.. takdir ettiğim canlı ahtapot (vantuslar vardı böyle böyle) yeme sahnesini, okul merdivenlerindeki çok hoş geçiş sahnesini ve asansördeki tetik sahnesini de unutmadan ekleyeyim..

bahsettiğim gibi öyle günlerce unutamayacağım bir film olduğunu düşünmüyorum. şu an üzerimde herhangibir etkisi de yok. çünkü bu filmin eşitlendiği türleri rahatlıkla buluruz. o türlere haksızlık yapılıyorsa.. bu filmin de tam tersi fazla yüceltilmesini doğru bulmadım. çünkü
"zaaf-besleyen" bir özelliği var. intikam çeşitleriyle "Oh Dae-suuuuu" diye bağırtabilir insanı. bir çok aksiyon filmini nasıl keyifle izleyip, açlığımızı gideriyor, de-şarj oluyorsak.. OldBoy'un da yaptığı bu olabilir. daha doğrusu işte yönetmenin çizginin hangi tarafında durduğuna iyice emin
olmanın gerektiğini düşünüyorum. hani insanlar çoğu aksiyon-macera-eğlence filmini "köpük" olarak değerlendirip, yönetmenlerin insanı kandırıp ona geçici mutluluklar sunup sonra cebini parayla doldurduğunu düşünüp o filmlere burun kıvırır ya.. işte bu filmin de aynı kategoriye girme durumu varsa.. bu çifte standartı hiç adil bulmuyorum, sempatik bulmuyorum. işte tam emin olmadıkça.. bu amcanın ayaklarına kapanmayı tercih etmiyorum. ki uzakdoğu sinemasıyla tanıştığımdan beri hergün bunun için 2 rekat namaz kılacak kadar şükreden birisi olarak ben... bir yerlere kapanmam gerekirse wong kar wai, zhang yimou, takeshi miike gibilerden yana tercihimi kullanmayı yeğlerim. :))

yinede "yiğidin hakkını yiğide vermek" gerekirse... puzzle'ın bütün halini görmek daha doğru olacaktır. yükselişe geçen bir uzakdoğu sineması var. ve gün geçtikçe.. filmler izledikçe.. bu rüzgarın gözümde en büyük kolunu "güney-kore" oluşturma başladı.. bu kadar saygı-duyulası bir sinema daha olabilir mi acaba merak ediyorum.. umarım eleştirdiğim noktaların tam olarak
nereler olduğu anlaşılmıştır. zaten bu film iyi-kötü eleştirilecek bile olsa... eleştirilmemesi gereken tek yeri vardır ki o da içindeki "ensest" noktası. hele hele bu noktayı baz alıp tüm güney-koreye hatta daha da genelden tüm uzakdoğuya burun kıvıran.. onlara saygısızlık yapabilecek kadar iğrençleşen "sığ" insanlar var ki.. mümkünse onlarla karşılaşmayalım ve bu
mevzuyu sohbet konusu bile yapmayalım. en gereksiz en saçma hareket bu olacaktır çünkü...

Salı, Aralık 27, 2005

HERO... ying xiong...

hero45764

hani insanların zihninde çok özel film listeleri olur. ve o filmlerden birinin ismini bile duysanız bir yerde hisleriniz hemen kabarır, söyleyecek bir çok şeyiniz vardır felan.
işte Hero benim o listeme bodoslama daldı afedersiniz. listemin sadece küme çizgisi vardır. küme içinde tüm maddeler özgürdür. ben birinciyim sen üçüncüsün o dördüncü gibi durumlar söz konusu bile değildir. küme çizgisi içinde tüm maddeler kardeşçe geçinip giderler :)

HERO !

kısaca MUHTEŞEM !

uzunca;

daha ne olabilir. bunun üstüne daha ne sunulabilir. eksiksiz bir film. fazlası çok. yeterki o fazlayı taşıyacak güçlü omuzlu insanlar bulabilsin film. ve özellikle belirtmek istediğim bişey var; o da bu filme gösterilecek bir saygı varsa o da sinema salonunda izlenilmesidir. Allah’a şükür hem görüntü hem ses adına gayet doyurucu bir salona denk gelmiştik zamanında. bu açıdan çok şükrediyorum. örneğin İsimsiz ile Gökyüzü'nün mücadele ettikleri o bölümde adeta kendimden geçtim. yere düşen her damlada ortasında olduğumu hissettiğim bir yağmur atmosferi zaten yeterince güzel iken birde o kılıçların çıkardığı net sesler, tekme sesleri, hışırtılar vs mükemmel idi. yaşlı amcamızın çaldığı mükemmel ve kavga gibi yoğun ekşın olan bir duruma tezat bir rahatlama seansı sunan o güzelim ezgileri de unutmamak lazım. kısaca sinema ortamı bu filmin insana verebileceği herşeyi dile getiren bir varlıktır. dikkate alınız.

Konusunu anlatmayacağım. gidin görün. ama özellikle o muhteşem sahnelerin sürekli değişen ağırlıklı renklerinin anlamını sizlere anlatacağım. filmden sonra zapdedilemek bir araştırmacılık
öğretisi ile doldu taştı yüreğim. ulaştığım sonuçlara göre ;

Renklerin çin kültüründe temsil ettikleri kavramlar şöyle;

Kırmızı aşk ve tutkunun ötesinde yalan anlamına geliyor.
Mavi mantığın rengidir.
Yeşil belleğe karşılık geliyor.
Beyaz ise sadelik ve gerçeğe denk düşüyor.
Gri renk de belleğe, zihine denk düşüyor.

filmin kendi içinde çizdiği sınırlar ve mantık kurallarına göre herşey kusursuz. tüm bunlar düşünüldüğünde suya batmayan insanları, bir zıplamada 2-3 zıplamalık mesafeyi uçarak kateden insanları, oku eliyle tutan insandan tutunda yüzlerce oku geri püskürtmeyi başaran insanlara kadar olup biteni mantıksız bulanlar varsa onları dinlemek bile istemiyorum. mümkünse görüşmeyelim.

benim en çok hayran kaldığım nokta sinema dilini çok iyi kullanması. çok etkileyici. sinema ses ve görüntü ise... ve görüntü daha bir ön planda ise eşitliğin diğer tarafına bu filmi koymak hiç zor bişey değil. hatta ahanda koydum. buyrun kaldırın gücü yetecek olan bir kişi varsa. bu öyle bişrey ki;
en hareketli aksiyon dediğimiz sahnelerde bile anlık durağan durumlar ortaya çıkıyor, tek karelik bekleyişler, pozisyon almış karakterler, ağır çekim sahneler ve bunları arkasından destekleyen güzelim müzikler öyle bir ruh haline sokuyor ki insanı o anın hiç bitmesini istemiyorsunuz, hayran kalıyorsunuz, takdir ediyorsunuz, bin bir ruh haline giriyorsunuz ve herşey bittiğinde bi bakıyorsunuz daha o sahne bitmemiş. birbirine 2 adım uzaklıkta olan insanlar daha birbirine yaklaşamamış bile. elinizdeki tek delil kılıçlardan çıkan kıvılcımlar oluyor...

Jet Li'nin ön planda olmamasına çok sevindim. bir Jet Li filmi olmamış. güzel bişey. aslında bir bilmem ne filmi hiç olmamış. o bir bütün. her parçası önemli. yönetmenden, görüntü ekibine, oyuncusundan stilize sahnelerin yaratıcılılarına ve müziklerini besteleyenlere kadar...

her parçası önemli dedim ama benim açımdan en önemi parçayı çekip çıkarayim oyuncular adına :)
Ziyi Zhang.

hero.moon

kim derdi ben belli bir süre hep aynı şahısla yatıp aynı şahısla kalkayim. güneşi, ayı hatta hiç bir tabiat olayı şahit gösterilmesin bu sevdaya. Kaplan ve ejderha ile bulaşan, The Road Home ile doğru karar olduğu anlaşılan ve Hero ile artık emin olunan bir beğeni bu. anlamlandırılamayan
bir büyüsü var ve hiç bitmiyor. ve o kadar değerli ki Eve Dönüş'ten beri masa üstümde resmi halen duruyor ve sinema salonunda bu gün bizi sinir eden dişi bazı dişi kesimi ile kıyaslamam istenilse gözümü kırpmadan Takeshi Miike tarzı edasıyla bu kızın yani AY'ın kılıcını kapıp anında kıyaslandığı kesimi doğrarım ve yine de AY derim, Ziyi Zhang derim. yani o kadar daha çok değerli gözümde...

sanırım bu filmi kaplan ve ejderha'dan daha çok sevdim. ama unutmuyoruz tabiki aynı kümenin içindeler :)

en dip not : film sonrası eve geldikten sonra tüm bunları 1 şişe ahududu şarap içtikten sonra yazmak ile meşguldüm. cümle düşüklüklerine, harf hatalarına felan varsa özür dilerim. herşey her HERo için, herşey sinema için, herşey ziyi zhang için :))) film için pişman mısın diyenlere kılıcımı gösteriyorum :) ve onlar hemen "meep meep" efekti eşliğinde coyote'nin kovaladığı roadrunner şeklinde uzaklaşıp kayboluyorlar....

neden şarap içiyorsunuz sayın neo diye soranlara da :
eeeeee Hero'nun gelişini kutluyoruz demek istiyorum, yeterli olur sanırım hehe...

kafam toplansın daha çok konuşuruz bu filmi. şimdilik dikkatinizi çekmek istediğim tek şey "her şey aynı cennet altında" olduğudur...

Cuma, Ekim 07, 2005

[festivalden] Cafè Lumıère *2004 *japonya

cl2

25. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde "uluslararası yarışma" kategorisinde oynamış bu film.
az önce izledim. durağan japon filmlerine alışık olmayanlar için epey değişik gelecektir eminim. ruh haliniz uygun iken izlemelisiniz bence. böyle uzanıp saatlerce kıpırdamayacak haldeyseniz birebir uyacaktır. ama kıpır kıpır iseniz hiç yaklaşmayın. yoksa ağırabi'ler gibi salonu
terkedebilirsiniz :)

dediğim gibi film oldukça durağan. hatta kamera üç beş sahne ve dış çekim dışında hiç hareket etmiyor. beş dakikayı bulan sabit planlar mevcut. aslında bunlardan bahsetmem negatif birşeymiş gibi algılanmasın... çünkü ne kadar uzun ve sabit plan... o kadar uzun ve kesintisiz oyunculuk gerektirdiğinden... o oyuncuların bunun altından kalkıp... kalkamaması...
çok çabuk kendini gösterecektir. ki gösterdi zaten. bunlar oyuncu değil resmen bunları yaşayan kişiler olsa gerek. :) bu kadar mı gerçekçi olur. çok sıradanmışcasına gerçek idi.

konu olarak pek dolu değil.. hayatın kesiti gibi olduğundan... tatmin etmeyebilir ama... bunun yanında bu film... belgeselmiş gibi de izlenebilir keyifle. tabi uzakdoğu ilginizi çekmeli en baş şart olarak.. onların yaşamları... yemek yeme çeşitleri.. yemek çubuklarını kullanmaları... sokaktaki halleri.. tren kültürleri... vs. zevkle izlediğimiz şeylerdi. ben bıkmıyorum açıkcası. benim için sorun yoktu. adamların tren olayını nasıl kotardıkları... ve yaşamlarının birer parçası haline gelmesi çok enteresan... heryerde trenler var... nerdeyse otobüs yok ve onun yerine içine girip parasını ödediğiniz trenler var... sonra komşulardan... tren makinistlerine kadar herkes çok saygılı gibi.. bir makinist içine binen her yolcuya kafayla selam verir mi ya :)))
yine ilgimi çeken birşey ise... dış çekimlerde... halkın çok doğal olması... bizde asla olamayacak şeylerden birisi mesela. kamera var diye çoook uzakta çember oluşturmuş halk izlenimini asla göremiyorsunuz bunlarda... herkes gelip geçiyor... metrolar... trenler hep böyle...
sabrıma ve uygun ruh hali bulabilmeme şükrederekten ilginç bir deneyim gözüyle izledim bu filmi... sabırlı ve uzakdoğu sever insanlara tavsiyedir...

Cuma, Eylül 16, 2005

[festivalden] duygu dolu "Eve Dönüş"

018
resmen gözlerim doldu ya. hüngür hüngür ağlamak istedim. sonra festival arkadaşımdan çekindim. gerçi onun da benden farklı bir hali yoktu. film bitince koltukta kalıyorsunuz öyle hareketsiz. zaten yerinizden kalkıp sokağa, o sahte, maskeli, süper rol kesen ama aslında berbat birer oyuncu olan insanların arasına girip bu büyüden uzaklaşmak istemiyorsunuz.
böylesi etki bıraktı film bende. saygıdeğer dostumuz fnb47'ye ikinci kez teşekkür etmek istiyorum(z), bu filmden özellikle bahsedip, gitmeme neden olduğu için. çünkü;
bu öyle bir şey ki ben bu filmi izlememiş olma olasılığımdan bile bahsetmek istemiyorum. çok kötü bir şey olurdu. bu filmden bihaber bir şekilde yaşama devam ediyor olabilirdim haberini almasaydım, festivali duymasaydım. kendi adıma büyük kayıp olurdu buna eminim. şimdiden ilk onuma aldım bu filmi. salondan çıkarken mutlaka bir şekilde elde etmeliyim diye düşünürken edememe olma ihtimaliyle korkuya kapılmıştım. çünkü filmi 35mm olarak izlememiz "acep kopyası yok mu satış amaçlı" diye bir düşünceye kapılmıştım. neyse ki evde yaptığım araştırma sonrası dvd'si mevcut bilgisine ulaştım. yani sadece izlemiş olmak bile büyük bir haz ama bana yetmiyor açıkçası. çünkü;
yapay hayattan, rol kesen insanlardan, sahte duygulardan kusarcasına tiksindiğim anlarda bu film bana anti-kıymık etkisi yaratacaktır eminim. paragraflar arttıkça beklentinizi yükselttiğime eminim ama böyle bir idealiniz varsa şimdiden durun. çünkü;
aslında filmde hiç bir şey yok. "hiçbir şey" hakkında bir film edasında işte o kadar temiz, sade, saf, masum yani salt insansı bir film. hiçbir efekt yok, çok nadir müzik var ve filmin geneli düşünüldüğünde çok az diyalog var. işte tüm bu yoklara rağmen sanki tüm bu yoklarla alay edercesine kocaman aslan gibi bir etki var filmin sindirimi sonrasında. amabu herkes için geçerli olmayabilir. aşka, insan ilişkilerine, uzakdoğuya bakışınıza göre alacağınız etki değişebilir. ama özellikle "insansı" şeylerden yana iseniz ilaç gibi gelecektir.
021
Ziyi Zhang'dan bahsetmeden geçmeyi asla düşünmüyorum. zaten bu kıza "kaplan ve ejderha" ile "hero'dan" dolayı ilgim vardı ama şimdi bu "ilk" filmi ile daha bir hayran kaldım. ya bu nasıl bir kızdır, üzerindeki o anlam verilemeyen büyüden midir nedir bilmiyorum ama rol yapma kavramı bu film için söz konusu bile olamaz. çünkü bu rol yapmak değil adetayaşamaktır. sanki gerçekten bu kızın yaşadığı şeyler bunlar ve kız hayatını yaşarken onu gizlice kameraya almışlar da biz de onu izliyormuşuz duygusuna kapıldım. başka şekilde ifade edemem bu olayı. o bakışlar, o gülümseme, o merak, o hüzünlenme anca bu kadar saf olur. onu hayran kalıp takdir ettikçe zıttı olan dışarıdaki sahte maskelilere iğrenmem bir o kadar arttı. böylesi olmalı, böylesi verilmeli, hissedilmeli bu hisler. merkezi örnek bu olmalı.
hero'nun da yönetmeni olan zhang yimou'dan , izlerken bitmesini hiç istemediğim, beni allak bullak eden, yıllarca unutamayacağım, 10'da 11'lik, eksiği çok ama fazlası daha çok olan bir film oldu eve dönüş.