Pazartesi, Ekim 24, 2005

GENÇ ZOMBİLER... kısa filmimiz...

bir yaz günü öğleden sonrası pikniğini gerçekleştirirken hiç hesapta yokken fotoğraf çekme denemelerimiz sonrası yaratıcı fikirler geliştirip... madem ki fotoğraf çekiyoruz, neden film çekmeyelim... diye düşünüp girişmiştik bu işe... tamamen espri tabanlı bir amacımız vardı. daha sonra eş-dost-arkadaş üçgeni içinde... zaman zaman... izler güleriz... anısını sömürürüz demiştik... böyle dediğimiz halde... yaşayan bir organizma olan filmimiz gün geçtikçe kabına sığmadı... büyüdü... büyüdükçe süslendi... ses ve müzikle beslendi... ve artık eş-dost-arkadaş üçgeninin sınırlarını yetersiz bulup... daha çok geniş izleyici kesimine ihtiyaç duymaya başladı..
çok kısa bir süre sonra izlenebilir halde sunuma geçilecek bu filme... o güne kadar beklenti susuzluğunu gidersin diye bir afiş tasarlandı... genç zombiler'in ilk ve son afişine ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz...

Pazar, Ekim 23, 2005

Kaç Para Kaç

alın size adam gibi gerilim... hemde türk filmi...
tabi şimdi gerilim dedim diye hemen kendinizi şartlandırıp.. öcü möcü vb. şekiller yaratmayın kafanızda... sadece psikolojik tarafından dolayı gerilim dedim.. geriyor hakikatten son sahnesine kadar...
başrolde Taner Birsel var... bilmiyorum tanıyor musunuz... ya da tanıyıp seviyor musunuz ? ama ben bu adamı en azından 4-5 sene öncesinden... türkiye'de eşi benzeri görülmemiş... x-files tarzı türk dizisi Sır Dosyası'nda oynadığından beri tanıyor... ve seviyorum. güzel bir oyuncu. o dizi bile... size-anne-diyebilirmiyim-ci zihniyetlerin çoğunlukta olduğu bir ülkede... o bünyelere fazla gelmiş olduğundan sanırım... üç-beş bölüm sonra ortadan kalkmıştı ve biz severleri apışıp kalmıştık resmen... görüntüsünden müziğine herşeyiyle muazzam bir diziydi ama işte arz-talep meselesi sanırım...
neyse konuyu kaydırmış gibi olmayayım... işte bu Taner Birsel, Kaç Para Kaç filminde çok ilginç bir adam portresi sergiliyor... adamın para'nın karşısındaki değişimi çok iyiydi... git gide canavarlaşan Selim'i gördükçe... aslında herkesin potansiyel para-besinli canavarlar olabileceğini düşünüp... rahatsız oluyorsunuz...
ayrıca filmdeki.. para üzerine oluşan tesadüfler hoştu bence... bazılarına zorlama gelebilir tabi. hatta abartmış olmazsam... filmin gerilim ve kamera görüntü tarzını uzakdoğu filmlerinin tarzına benzetebilirim.
eli-yüzü düzgün.. arşivlik bir türk filmi... kıyıda köşede kalmış ve hakettiği değeri almadan ortadan kaybolmuş olduğunu düşünüyorum... eee bizim gibi boulder-dash'ler olmazsa kim çıkaracak bunları toz-toprak altından.. :)

Cuma, Ekim 07, 2005

[festivalden] Cafè Lumıère *2004 *japonya

cl2

25. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde "uluslararası yarışma" kategorisinde oynamış bu film.
az önce izledim. durağan japon filmlerine alışık olmayanlar için epey değişik gelecektir eminim. ruh haliniz uygun iken izlemelisiniz bence. böyle uzanıp saatlerce kıpırdamayacak haldeyseniz birebir uyacaktır. ama kıpır kıpır iseniz hiç yaklaşmayın. yoksa ağırabi'ler gibi salonu
terkedebilirsiniz :)

dediğim gibi film oldukça durağan. hatta kamera üç beş sahne ve dış çekim dışında hiç hareket etmiyor. beş dakikayı bulan sabit planlar mevcut. aslında bunlardan bahsetmem negatif birşeymiş gibi algılanmasın... çünkü ne kadar uzun ve sabit plan... o kadar uzun ve kesintisiz oyunculuk gerektirdiğinden... o oyuncuların bunun altından kalkıp... kalkamaması...
çok çabuk kendini gösterecektir. ki gösterdi zaten. bunlar oyuncu değil resmen bunları yaşayan kişiler olsa gerek. :) bu kadar mı gerçekçi olur. çok sıradanmışcasına gerçek idi.

konu olarak pek dolu değil.. hayatın kesiti gibi olduğundan... tatmin etmeyebilir ama... bunun yanında bu film... belgeselmiş gibi de izlenebilir keyifle. tabi uzakdoğu ilginizi çekmeli en baş şart olarak.. onların yaşamları... yemek yeme çeşitleri.. yemek çubuklarını kullanmaları... sokaktaki halleri.. tren kültürleri... vs. zevkle izlediğimiz şeylerdi. ben bıkmıyorum açıkcası. benim için sorun yoktu. adamların tren olayını nasıl kotardıkları... ve yaşamlarının birer parçası haline gelmesi çok enteresan... heryerde trenler var... nerdeyse otobüs yok ve onun yerine içine girip parasını ödediğiniz trenler var... sonra komşulardan... tren makinistlerine kadar herkes çok saygılı gibi.. bir makinist içine binen her yolcuya kafayla selam verir mi ya :)))
yine ilgimi çeken birşey ise... dış çekimlerde... halkın çok doğal olması... bizde asla olamayacak şeylerden birisi mesela. kamera var diye çoook uzakta çember oluşturmuş halk izlenimini asla göremiyorsunuz bunlarda... herkes gelip geçiyor... metrolar... trenler hep böyle...
sabrıma ve uygun ruh hali bulabilmeme şükrederekten ilginç bir deneyim gözüyle izledim bu filmi... sabırlı ve uzakdoğu sever insanlara tavsiyedir...