Pazartesi, Mayıs 29, 2006

Phoenix.. aman işte X-MEN 3..


evet nacizane gözlemlerimi aktarayim.. yalnız ben bir x-men çizgiroman okuma mazisine sahip değilim onu bildireyim en başta. zaman zaman spider-man'e yardım eden çizgi karakterlerin çizgifilmlerinden biliyorum sadece. ve 1. ile 2. film sonralarını kapsayan süreçlerde kendi çapımda (bkz: kendi çapında pasta.. halley) ve arkadaş çevresinin katkısı ile biriktirdiğim bilgilerden ibaret..

film kendini kurtardığından bu başlığı tam olarak haketmiyor aslında yazı.. nerdeyse x-men değil de "phoenix vs dünya" şeklinde birşey izlediğimi düşünüyordum. neyse ki bu dengeli şekilde kendini dizginleştirdi.. tamam phoenix bu.. yani önünde akan sular durması gerekiyor ama filmin ve x-men olayının temeli bence bir sürü mutant'ı içerdiğinden öyle bir "esas-oğlan" ya da "esas-kız" üzerine gitmesi anında dikkat çekebilir.. x-men'i bence diğer çr'lardan ayıran en önemli nokta da budur.. o yüzden bence phoenix daha çok aksiyona girseydi filmde kesinlikle tadı kaçabilirdi.. filmde bir sürü mutant görüyoruz ve seviniyoruz. film bazında doyuyoruz.. yoksa x-men'in tadına doyulabilir mi ? :)

ama film bana kısa geldi. 1 buçuk saat yerine 2 yada iki buçuk saat olsaymış o zaman çok daha iyi olacakmış eminim.. çünkü konusu buna oldukça müsait idi.. ve filmde "aaa yeter artık" denilecek hiç bir kendini tekrar durumu yoktu. ki bir sürü mutant olunca 2-2.5 saat için yeterince malzeme vardı yani..

görsellik yönünden zaten kötü yönde konuşulabilecek hiç birşey yok.. saolsun holywood bizi sinemaya gidip dev ekran ve güçlü ses açısından sorunsuzca tatmin ediyor.. her efekt oldukça yerindeydi ve seyirciye "sırıtıyor" deme şansını asla vermiyor. karakterlerin uçmaları bile çok başarılıydı. zaten phoenix'in çoştuğu sahnelerde çok keyif aldık, nefes kesen sahnelerle doluydu.. x-men'i sevelim ya da sevmeyelim sırf bu görsel başarısı için izlenir bu film.

ve bence filmin posteri de.. ismi de yanlış. posterde angel falan var ama filmde çok zayıf.. gerek yok yani ön plandaymış gibi tutulmasına.. ismine gelirsek zaten bu yazının ana amacını oluşturan noktaya gelmiş oluruz. bu filme serinin son halkası diyorlardı.. bu bilgiyle ki oldukça üzülerek gitmiştim filme. ve filmde son sahneler de dahil hiç bir şekilde son film olduğunu gösteren bir kompozisyon tarzında "sonuç" bölümü yoktu.. çok güzel bir ara film olmuş. ve bence bitmeyecek.. kesinlikle devam edecek..
magneto'nun son hareketinden de anladığımız gibi bu tedavi (şükürler olsun) geçiciymiş.. bunu kabul edersek mystique için de üzüntümüz geçer. ve prof X de bir şekilde geri gelebileceğine göre üzülecek olduğumuz kişiler cyclops olur (o zaten aşktan dolayı dağıtmış bir karakter olarak pekte sağlıklı bir x-men profili çizemeyeceğinden sorun teşkil etmez), jean grey olur ( o da zaten phoenix tarafına yenildiğinden jean grey'e pek dönemeyeceğinden ve phoenix olarakta dünyanın gidişatı açısından büyük sorun teşkil edeceğinden ).. ve okul aynen devam ediyorsa.. wolverine karizma olarak orada kalıyorsa x-men film serisi böyle asla bitmez. kısacası "yaşasın".

magneto'dan özel olarak bahsetmem gerekiyor. resmen yükselişe geçti amcamız.. zaten o rolde başka bir insan düşünemeyeceğim gibi mimikleri dahil bu kadar mı oturaklı olur.. onun mutant özelliği zaten holywood açısından çok "ballı kaymak" konumda olduğundan özellikle otoyol sahnesi zirvede olmak üzere tek kelimeyle taptık.. adamları için yaptığı şeyler (otoyol sahnesi) alkışlanır.. artı köprüdeki araba içindeki kadının davranışı sonrası magneto'nun bakışını kaç kişi unutabilir :) ayrıca "karton kötü" olmaması da çok güzel. hatırlarsınız pyro ile dolaşırken pyro'nun "bıraksaydın prof. x'i öldürürdüm" sözü üzere bile "dur bi dakika dur, onun mutantlar için yaptıklarını hayal bile edemezsin" tarzındaki sözleri ile... sonra phoenix kaçınca onu evinden almaya giderken prof. X ile yaptığı sohbet, tavırları falan hep birbirine herşeye rağmen saygı duyan iki eski inatçı kurt şeklindeydi.. magneto'ya hiç bir şekilde öfke duyamıyorsunuz.. davasında kendince haklı bir ağır abi kendisi. işte bu yüzden finalde kıpraşan satranç taşını görünce çok sevindim..

ve mystique.. filme gitme nedenlerimin başında olan karakter. ve onu canlandıran oyuncunun da büyülü güzelliği.. zaten kendisinin femme fatale'de de izleyip sevdiğimiz bir kişi olduğunu öğrenince çok sevinmiştim zamanında. onun insana dönüştüğü sahne unutulmaz karelere girecektir haliyle :) (bkz: benim bittiğim an o andır) etkileyici güzellik.. kısa ve öz karakter.. bir içim su..

kısaca çizgiromanı okumayan kesimi çizgiromana karşı hırslandırıcak kadar güzel bir dünya var x-men filmlerinde. her filmde ikiye katlandı bu kalite.. son bölüm olmadığını hissettiricek kadar güzel bir ara film benim gözümde.

(bkz: daha iyisi olana kadar en iyisi bu)

Perşembe, Mayıs 25, 2006

Mission: Impossible 3 / Görevimiz Tehlike 3

özlediğimize, beklediğimize değdi bu film. fazla bir beklenti içine girmeden... görevimiz tehlike'nin ne vereceğini bilerek gidip izledim ve sonuçtan memnunum. vaadettiği eğlence ve aksiyonu eski filmlere göre daha gerçekçi olarak yerine getiriyor. süresi boyunca eğlendiriyor.. doyuruyor. daha ne olsun.. tabi diğer iki filmden kendini ayıran çok güzel bir yönü var. "göndermeler zinciri".. buna geleceğiz en sonunda..

filmin özellikle sevdiğim yönlerinden birisi dizicilik sektöründen gelen bir adamın (Lost dizisinin yapımcısı J.J.A) yönetmenliğini yapması sonucunda ortaya çıkan "takım" ağırlığı. dizilerdeki gibi birden fazla başrol mantığını hissettim. artık ajan'ın ek-yardımcı-arkadaşları da belirli ağırlıklara sahipler. genelde ikinci adamlar çok fazla geri planda olurlar. bu filmde daha çok işe yarıyorlar. ve takım oyununun keyfini sunuyorlar izleyiciye.

-bundan sonrası spoiler olabilir-

film ilk film ile ikincinin karışımı gibi bişey olmuş. uzun binaya tepeden girme ve aşağıda bekleyen minibüs ile ikinciye... sarsılmaz güvenli olduğunu düşündüğümüz ajanlık müessesesinin kendi içindeki hainsel çatlaklardan dolayı birinciye benziyor. tabi bunları kendi başına "göndermeler" başlığı altında bile örnekleyebiliriz...

içinde aşk olmayan bir görevimiz tehlike istemiyor değilim hani. ayrıca sonunda karakterin ölmesinin daha hoş olacağını bile düşündüm.. çünkü bu görevimiz tehlike müessesesinin bond gibi bir karakterle özdeşleşmesini istemiyorum. bu olay gözümüzde takım çalışması olarak daha hoş görünüyor çünkü. bond'un alternatifi şekline bürünmesini istemem yani her ne kadar bir bond sever olarak...

aksiyon olarak yeterince doyurucu. abartılı şeylerin derecesi daha düşürülmüş.. işe yaramış. boşa bir sürü patlama alev sahnesi izlemediğimiz gibi aynı tarz bir aksiyona girme hatasından da kurtarılmış. ethan çantayı alırken görmüyoruz bu yüzden. ben beğendim bu ayrıntıyı. safi alev yerine çok güzel bir köprü sahnesi var. oradaki şölene bayıldım.. ve görevimiz tehlikenin ana iskeletini oluşturan kurnaz operasyon ayrıntıları iyiydi.. en çok vatikan çıkartmasına bayıldım. baştan sona kadar kusursuz idi.. ha unutmadan söyliyim Ethan'ın bir sahnede sağdan sola koşuşu var ki unutulmaz karelerim arasına girdi. koştukça koşmuş.. epey yormuşlar :)


göndermelere gelirsek;

göndermeler o kadar spoiler olmuyor gerçekten ama bu tür filmlerde "böyle şeylerin ne kadarını keşfedicez acaba" oyununu oynamayı çok seviyorum. hatta işi abartıp filmin içinde birbirimizi dürterek, filmden sonrada dönüş yolunda sürekli konuşarak göndermelerin tadını çıkardık.

1) ilk olarak motorsiklet sahnesinde "TopGun" göndermesini bulduk.

2) sondaki cep telefonu ile ajanın yönlendirildiği sahne resmen matrix :) çok keyifliydi. araklamadan ziyade hoş bir saygı duruşu hissettim ben. ne de olsa isteseler bin türlü yolla o sahneyi başka türlü çekerlerdi. yönetmenin kendini bile bile zedelemek isteyeceğini sanmam.. hem o sahne sayesinde "matrix'de Neo için Keanu yerine Tom Cruse ve Will Smith alternatifleri" hakkında zamanında yapılmış olan rol teklifleri düşüncesini gözümüzle görmüş olduk. evet.. malesef Tom'dan Neo olmazmış :)

3) sinema çıkışı burundan sokulan öldürücü çip sahnesi ile Arnıld amcanın Gerçeğe Çağrı filmine göz kırpıldığını farkettik.

4) tabi en güzeli... film esnasında o köprüleri görür görmez yine Arnıld'ın True lies'ını hatırlamak... araçların patlamaya başladığı anlarda bu anıyı daha da diriltmek... ve film sonrası yolda buna bir de karısının Ethan'ın ajan olduğunu bilmediğini ekleyip, taşları yerine daha iyi oturtup coşmak idi :))

5) filmin girişinde gördüğümüz sahnenin.. daha sonra filmde asıl yerinde gördüğümüz esnada çalan müzikler bizzat Lost dizisine ait. tam benzemesin diye azıcık değişiklik var ama duymak süperdi...

6) sonunda benim "keşke ölse" dediğim sahnede karısının ethan'ı diriltmek için yumruklarını saydırdığı sahne ise yine Lost'taki Charlie'yi diriltme sahnesine göz kırpmak sayılabilir...

7) yukarda bahsettiğim... ilk filme konusal olarak.. ikinci filme minibüs gibi sahnelerle benzerlik olan durumları da gönderme olarak sayıp, bunlara "vatikan" duvarından inişi ile 1. filme ve başkasının yüzünü taklit etme olayı ile 1. ve 2. filme el sallaması...

8) italyada geçen sahne sonrası tekne ile kaçmaları ufakta olsa "italyan işi" tarzındaydı...

gibi maddeleri sayabilirim.. tabi daha çok ince göndermeler de vardır elbette ama asıl kaynağını izlemediğimden dolayı gözüme çarpmamış olabilir. ama anet sunucularındaki bir arkadaşımın da gözüne çarpıp bizimle paylaştığı göndermeleri de direkt onun ağzından sayayim yeri gelmişken..

9) Pulp Fiction'da bilirsiniz Ving Rhames'i uzun bir süre hep arkadan gösterir, ensesinde bir yara bandı görürüz hep. M:I 3'de Ving Rhames'in enseden göründüğü bir sahnede aynı yerde bir yara izi var, yara bandı düşmüş hali yani :)

10) Bud reklamına gelince, hatırlarsanız, Philip Seymour Hoffman kılığındaki Tom Cruise ile Maggie Q Vatikan'dan kaçarken Lamborghini'yi kanalizasyon kapağının üzerinde durdup kapağı açtıklarında altta Ving Rhames beklemektedir ve aralarında şöyle bir diyalog geçer:
T.C. - What's up? (Naber?)
V.R. - Nothing. What's up with you? (Hiç. Senden naber?)
T.C. - Nothing. (Hiç)
şimdi e-mule, e-donkey, torrent falan gibi bir yerlerden "What's Up?" temalı Budweiser reklamlarını indirin (arama bölümüne Budweiser - What's Up yazmak yeterli) ve reklamların başlangıçlarını izleyin ve iyi dinleyin... Zaten sevdiğim bir reklamdı, cuma günü sinemada ilk duyduğumda hakikaten yarıldım. Hala düşündükçe gülüyorum :)... Bir operasyon ortamındayken heriflerin (Cruise ve Rhames) laubaliliğini hatırlayıp tekrar gülün :).

Pazartesi, Mayıs 22, 2006

Descent / Cehenneme Bir Adım


gerek yakın çevremde gerek internet ortamlarında zaman zaman büyük bir merakla ve üzüntüyle farklı, iyi, güzel, klişe olmayan ya da az klişe korku filmi arayan bir sürü insan görüyorum.

bu arayıştaki insanların bu filmi izlememesi ve hakkında konuşmaması çok büyük kayıp. ingiltere yapımı bu halis muhlis korku filmini türü seven herkese tavsiye ediyorum. uzun zamandır bu konudaki açlığımı fazlası ile tatmin etti dün izlediğim bu film.

tabi klostrofobisi olanlar bir kez daha düşünsün. benim olmadığı halde... filmin o dar mekanlarından geçen kızları gördükçe ben daraldım. psikolojik olarak öyle bir rahatsız ediyor ki... sinema salonu dar geliyor insana :)

film bu türün sahip olduğu klişeleri mümkün olduğu kadar az kullanmış. hani olur ya aslında filme alakası olmayan sıçratma teknikleri. burada 1 ya da 2 taneydi. geri kalan herşey konuyu besleyen yönlerden korkutuyor ve geriyordu. burada ayrıntısını açıklamayacağım ama... "işaretler" filminde çoğunluğu sıçratan o özel ! sahnenin benzeri bu filmde de var ki... o sahnede tüm salon sıçradı birbirine senkronize bir şekilde. onun dışında bu tür filmlerde olan... birbirinden süper güzel hatunların teşhir açısından rol almış olduklarını hissettiren bir durumda yok. öyle çok ahım şahım tipler değil zaten kızlar. gerçi ben Juno rolündeki kızı epey tuttum ama bunun konuyla alakası yok :) siz anladınız zaten ne demek istediğimi... ne çok güzeller. ne de çok aptal. oldukça akıllı davranan kişiler.. yani filmde "bir ölüp çıkayım" diye gösterme tarzı yok.

filmin ışıkları renkleri çok güzeldi. normalde kap karanlık olması gerektiği halde oldukça aydınlık olan ve bu yüzden inandırıcı olmayan mekan durumları yoktu filmde. zaten mekanlar çok dar ve yerin bilmem kaç metre altında olduğundan zifiri karanlık olması gerektiğinden bunu görüntü açısından iyi kullanmışlar. çoğu sahne sadece kafalarındaki kaskların lambaları ile aydınlanıyordu. bu da iyi fırsat olmuş bu film için. sadece kaskın aydınlattığı sahneler gerilim açısından cuk oturmuş. öyle anlar geliyor ve tamamen Gore filmlere saygısını da sunmaktan geri kalmıyor. hatta carrie gibi filmlere göndermesini de yapıyor... film ayrıca "mağaracılık" sporuna bakış açınızı da belki pozitif belki negatif yönden değiştirebilir :) sporun gerçekleştirilme tekniklerini de iletmesi fena değildi.

filmin yurtdışında beğenilme oranı da yüksek. eleştirmenlerin çoğundan olumlu puan almış. zaten posteri üzerinde yazan "yılın en iyi korku filmi" cümlesi de ticari bir numara değil. İngiliz sinema yazarları birliği tarafından "yılın en iyi korku filmi" seçilmiş.

filmde konuşulması gereken çok ayrıntı var aslında daha. ama izlemeyenlerin keyfini kaçırmamak için daha fazla derinlere girmeyeceğim :) malum derinler epey tehlikeli bunu gösterdi bize film. bu filme mutlaka şans tanıyın. hele uzakdoğunun yaydığı psikolojik gerilim dalgasıyla kavrulduğumuz bu dönemlerde serinlik olması adına ilaç gibi gelecektir.

Salı, Mayıs 16, 2006

Kasaba...

filmi izlerken piknik sahnesine gelene kadar bir yandan "galiba ben yönetmen Nuri Bilge Ceylan'a alışamayacağım, ve bu filmden de hoşlanmayacağım" diye yükselen bir düşüncem vardı. bu filmi benim gözümde kurtaran bölüm o piknik sahnesindeki sohbet oldu... ki filmin; sonradan dublaj yapılmış olması... sonradan yapılan dublajın ağızlara yer yer uyumlu olmaması... sonradan yapılan dublajın bazı oyuncular tarafından kağıttan okunuyor gibi ruhsuz olması... güçlü bir hikayesi olmaması... gibi eksikliklerine rağmen, o sohbette dinlediklerim filmin genel siyah-beyaz havasına öyle güzel uymuş ki gerçek dünyadan bir kesit görmek filmi beğendirirken.. sizi umutsuzca üzebiliyor.. orada aynı ailenin bireyi olan ama farklı kesimlerden, farklı kültürlerden ! ve farklı yaş aralığına sahip insanların kendilerine göre olan yorumları "insan doğar-yaşar-ölür" gerçeğiyle çok gerçekçi ve bu yüzden çok hüzünlü olarak ilerledi...

nbc sanırım gerçek hayattan ayna tutmayı seven birisi. hayatın genel tekdüzeliğini minimalist bir sinemacılık ile anlatmış. "uzak" filmi de aslında öyleydi ama işte ısınamamıştım bir türlü.. bu filmi uzak'tan çok çok daha sevdim. uzak için pek iyi şeyler söyleyemeyeceğim çünkü..

sonuçta yiğidi öldür ama hakkını ona ver dersek; nbc'nin filminde www.fotokritik.com gibi sitelerde milletin gönderdiği ve diğer milletin yorumlayıp övgüler yağdırdığı bir sürü fotoğraf karesinin arka arkaya sıralanmış hali var.. o yönü tartışılmaz galiba. kareleri güzel..
görüntülerin güzelliğini bir kenara ayırdığımızda ise sinemayı sadece görüntünün kurtaramayacağı, bunun yanında bir sürü şeyin gerektiğini de görmek lazım. sonuçta sinema bu yani.. fotoğraf sanatı başka bişey..

Perşembe, Mayıs 11, 2006

Uzumaki

izleyen var mı bilmiyorum ama uzakdoğu korkularının... alıştığımız ve sevdiğimiz genel korku filmlerine... sanki bilinçli olarak zıt yapılmışcasına akıcılık yönünden durağan olmaları ilgimi çekiyor. korku filmlerinin konuları ilgimi cezbetmese bile sırf bu yönlerini analiz edebilmek için izlerim. uzumaki'yi de sırf adını sanını duymadığım yönetmen ve oyunculardan oluşmasına rağmen bu amaçla izledim.

açıkcası yok değil.. genel olarak filmin insanı rahatsız eden bir atmosferi var. tabi finale yaklaştıkça birlik oluşmaya başlıyor. oraya gelene kadar çok kopuk. o yüzden belli bir yere gelene kadar sürekli "ee neki şimdi bu" duyguları ile izliyorsunuz. ayrıca senaryonun çok iyi olmaması da eksik yanı sayılabilir.

"spirallerin etkilediği insanların git gide artması" diyebiliriz ana konu için. ama bu "neden oluyor", "nasıl başlıyor" tarzında hiçbir veri transferi yapmıyor film. sadece sırf atmosferinin rahatsız ediciliği için izleyip bitiriyorsunuz.. en azından ben öyle yaptım.

ayrıca D. Lynch tarzını andırıyor film.. onun filmleri gibi bir film de derim hiç çekinmem. ama Uzumaki'nin çizgiromanının çok daha iyi olduğuna eminim. çünkü böylesi çizim besleyen bir konu yani spirallerin çizgiroman sayfalarında epeyce yaratıcı sahneler oluşturacağı ortadadır.

Cuma, Mayıs 05, 2006

40. Gün !

bu gün Mouse'un ölümünün 40. günü oldu...

bu sistematik kırk tane yirmidört saat son sürat devrilirken onunla zaman zaman süre-giden sohbet log'larını baştan sona okudum.. o kadar çok yerde takılıp kaldım ki... sonra düşündüm taşındım bazı noktaları sizlerle paylaşmanın doğru olacağına kanaat getirdim..

tabi bu sırada Mouse'un ellerinin yetenek artısı olan işlerini de halen görmemiş duymamış olanlar olabilir diye hatırlatmayı borç bildim.

herşeyi geçtim ama onun şu linkten rahatlıkla indirilen 16 MB'lık 640x480 çözünürlüğündeki kısa animasyon divx'ini MUTLAKA indirip izleyin. en azından bunu yapabilirsiniz onun için.. gönül rahatlığıyla yazabilirim ki çok seveceksiniz... izleyin ve görün.

benim bu animasyonu ondan duyduğum günlerde;

/run
MOUSE : download bittimi hoca
Neo : aaaaaa doğru ya, anete daldım yine. evet bitmiş hemen izliyorum...
MOUSE : izle :D
Neo : abiiiiiiiiiiiiiiiiiii, şu an üzerimde eşorfmanlarım olduğu halde kalktım takım elbise giyip kravat takıp ceketimin önünü ilikledim ve seni takdir edip saygıyla selamlıyorum :) delisin ya.
MOUSE : ehhehe estafurullah abi, sağolasın, beğendin ha
Neo : bırak woo' yu bu matrix olmuş resmen ya :):)
MOUSE : eheheh geçişler John Woo, çekim tekniği Matrix :D ya şu slow motion fakat artistik silahlı çatışma sahnelerini çok seviyorum
/pause

Tughan bunun devamını çekmek istediğini söylerdi sürekli. ama fare'li animasyon projesi için ertelenmişti...

/run
MOUSE : bu AJ'in 2. filmini yapacağım hocam. Ama bu sefer baya uzun, 7-8 dk'lık ve çok daha yoğun olacak. :D Henüz senaryoyu yazıyorum. AJ çeteye sızacak, Undercover :D içerde bunun polis olduğunu anlayacaklar.
Neo : bekleriz valla. bu arada bunu oluşturman ne kadar bir zaman aldı ? kesin sonuç değil. sadece ortalama bir süreç ?
MOUSE : 4 ay sürdü abi
Neo : işin tuhaf yanı o be :) sen 4 ay terle. ben 4 dk da çekip 1 dk da izleyeyim
MOUSE : ehheehh walla. Lotr ye 6 yıl uğraştılar, 9 saat sürdü abi :D
Neo : dur bi daha izleyeceğim
MOUSE : www.tughan.com da yazdım yapım aşamasını. AJ II'ye senaryo konusunda
önerilerine açığım :D
Neo : valla cidden düşünebilirim birşeyler :) hehe. zamanla...
/pause

bunun "yarım-kalmışlık" hissi hep kalacak bir yerlerde..

/run
MOUSE : ama bu seferki 7-8dk olacak hocam. ayrıca diyalog olacak :)
Neo : diyalog demek.. iş değişti. ona uygun bir ses lazım abi
MOUSE : abi şu Hollywood film fragmanlarını seslendiren adama seslendirecem Trailerını :D 10 saniyesi 15$ mış :)
/pause

adamdaki planlar işte... üretici-yaşama sevinci..

/run
Neo : ok. süper...
MOUSE : AJ büyük bi binaya gircek Undercover olarak, Wolfram & Harth gibi eheh. uyuşturucu taşıycak vs... o sırada işte bi şekilde içerde bunun kimliğini anlayacaklar. sonrası action :D
Neo : tamam. saksıyı çalıştırırım. boş zamanlarımda düşünecek şeyler lazım zati bana :)
MOUSE : :D
Neo : bence göndermeli şeylerde yapalım. sayılar, yazılar vs. bi yerlere gönderme olsun. alıştık ya bu tür oyunlara :) o yüzden ben senin havaya uçan gazeteni durdurup okudum mesela. :) acep anlamı var mı diye.. kapı neden 667 diye de düşündüm hehe
MOUSE : 667 eheh dikkat ettin mi ya ona
Neo : şimdi 666 şeytandı di mi
MOUSE : evet 666 şeytanın numarası.
Neo : 667 şeytandan bir sonraki mi demek hehe
MOUSE : onlarda şeytanın komşusu :))
Neo : ehehe
/pause


bu böyle uzadı gitti.. senaryoyu oluşturmuştuk.. işte fareli animasyonun bitmesini bekliyorduk... şu an beklediğimiz gibi :(

onun dışında http://www.tughan.com/animations.htm adresinden diğer animasyonlarına ulaşabilirsiniz. sayfada örneğin çok komik animasyon örneği, trt için hazırlanıp yayınlanan bir de jenerik var. ayrıca gallery bölümünden de tüm 3d, 2d çizimleri, karakter tasarımlarını görebilirsiniz... en üzücüsü ise sürekli konuştuğu, üzerinde sabah akşam demeden çalıştığı ama onu sahipsiz bıraktığı "Mouse Binky" çalışmasının ise tüm sürecini son kaldığı yere kadar ilgili bölümden okuyabilirsiniz.

tüm bunlara ek olarak bizim bitmek bilmeyen "genç zombiler" filminin giriş jeneriğini tamamlamıştı Mouse. sonra bitiş jeneriğini yapacaktı. ve filmin efektlendirilmesinde ısrar etmişti. öldüğü hafta bile birbirimize sürekli ön-izlemelik dosyalar atıp duruyorduk. programlar üzerinde tartışıyorduk. işte "bunlar merkezli" bir ekran görüntüsü buldum geçen gün harddiskte.. buna resmen baka kaldım.. bu sahne bir daha gerçekleşmeyecek :(

son olarak MOUSE'un mart ayında !! bana söylediği imdb üzerinde şöyle bir listesi vardı...

/run
MOUSE : bak bu benim "İzlenecekler!" listem :) imdb'de tutuluyor, add my movies diyorum. incele:) sende yap register olup hehe:)
Neo : zaman ayırayim bir ara evet. şimdi senin listende gördüğüm kadarı ile izlenecekler var.. bi de izlediklerim mi var
MOUSE : yok o zor ya abi :) 2 aydır not defterine yazıyorum ya txt, onada usandım:) Anet'den pek ilgi görmedi:P
MOUSE : Bu ayki izlediklerim... - Two Brothers (Digiturk) - Chicken Little (Divx) - Serenity (Divx) - Cube Zero (Digiturk) - El Mariachi (Digiturk) - Wallace & Gromit (Divx) - A History of Violence (Divx) - Raising Helen (Digiturk)

/stop !

-system failure-

durucam burada
gidişini seyredicem
kıpırtısız... sakin gibi görünücem...
kavgasız olucak... fırtınasız olucak...
saçma-sapan olucak...
organlarım birbirine vurucak
arkandan sessiz bakacam
ben yine SALAĞI oynıyacam...